Hiç Akvaryuma Daldınız mı?

Çoğu dalgıç hayal kurar bir akvaryum gördüğünde. Hele denizden uzaktaysa ve uzun zamandır dalış yapmadıysa.   Sessiz dünya  ile tekrar buluşacağı günleri hayal eder.  Bazılarımız abartır. "Öyle bir makine olsa ki, beni küçültse,  seyrettiğim şu akvaryuma dalabilsem" deriz.   Hani "Eyvah Çocuklar Küçüldü" filminde olduğu gibi. Bu hayalle akvaryumun  başında takılır kalır,  zamanın nasıl geçtiğini anlamayız. Ben de bu hayalperestlerden biriyim.  Ama sonunda hayalim gerçek oldu. Yok yok teknoloji daha o kadar gelişmedi.  Nasıl mı oldu?   California sahillerinde kelp ormanlarına  dalış yaptık.   Kelplerin arasında dalmak, sanki küçülüp akvaryuma girmek gibiydi. 

Soğuk Suya Alışmak!

Ağustos ayının ilk haftası, kardeşim Ceyhun ile birlikte, San Diego şehrinden,  San Francisco`ya kadar  ABD`nin Batı kıyılarını gezdik ve imkân buldukça dalış yaptık. İlk dalışımızı "Dive Connections" adlı dalış merkeziyle San  Diego`da gerçekleştirdik. Dalış bölgesi San Diego`ya 20 mil uzaklıkta, ancak Meksika`ya ait olan, insan yerleşiminin olmadığı,  foklara ve  çeşitli kuş türlerine ev sahipliği yapan Coronado  adaları idi.  70 dakikalık bir tekne yolculuğundan sonra dalış bölgesine vardık.  ABD`nin çoğu yerinde olduğu gibi, San Diego`da da    tekne dalışları rehbersiz  yapılıyor. Yani bir rehber dalgıçla dalıp,  grubu takip etmiyorsunuz. Bizim dalışlarımız da böyle oldu. Tekne  demirledikten sonra, dalış bölgesi hakkında kısa bir brifing aldık. Daha sonra herkes kendi dalış planını yapıp,  badisi ile suya atladı. Biz de öyle yaptık. Suyun soğuk olacağını biliyorduk. Ama bu kadarını tahmin etmemiştik.  Dalış bilgisayarım,  20 metre derinlikte su sıcaklığını 12 derece gösteriyordu.  Görüş 5 metre civarındaydı. Dalış soğuğa rağmen güzel geçti.Değişik mercan türleri ve bölgeye özgü kırmızı renkli  Garibaldi balıkları ile karşılaştık. Tüm arzumuza rağmen  kıyıda güneşlenen fokları suyun altında görmek imkânımız olmadı.  İkinci dalışımızı da aynı bölgede ancak başka bir adada yaptık.   Bu sefer üşümemek için 5mm`lik iki parça elbisemizin altına 3 mm`lik "shorty"lerimizi de giydik.  İki dalışta da kelplere rastlamadık. Zaten kelp dalışını yarına bırakmıştık.  Dalış bitip, San Diego`ya döndüğümüzde bilmediğimiz soğuk sularda kazasız belasız bir dalış yapmanın ve  değişik  yerler görmenin mutluluğu içindeydik. Ancak aklımız kelplerdeydi. Kıyıda malzemelerimizi  yıkarken kötü haber geldi.  Yeterince dalgıç olmadığı için yarınki tekne ve dolayısıyla kelp dalışı iptal.  Hevesimiz kursağımızda kaldı. Diğer dalış merkezleriyle  de konuştuk. Ama dalışa çıkacak tekne  bir türlü bulamadık. 

Amerika Özgürlükler Ülkesi

Dalış merkezlerine tekne sorarken,   halimizi gören bir Amerikalı , "Niye bu kadar  uğraşıyorsunuz, kendiniz kıyıdan dalsanıza" dedi. Nasıl yani? diye sorduk. Dalmak istediğiniz yeri tespit edin.  Tüpünüzü ve ağırlıklarınız kiralayın? Dalışınızı serbestçe yapın diye  cevap verdi. Peki, biz Amerikalı değiliz.   Bir yerden izin almamız gerekmez mi?    Polis, Sahil Güvenlik,  Liman Müdürü vs. diye sorduk.  Amerikalı "Ne izni?  Burası özgürlükler ülkesi" diyerek gülümsedi. 

Parktan Dalış 

Kıyı dalışı aklımıza yattı. Ertesi gün, bir dalış merkezine gidip, tüpleri ve ağırlıkları kiraladık. Bunun için sadece PADI kartımı göstermem yeterli oldu.  Diğer uluslararası dalış kartlarını da,  dalgıçların seviyesine  bakmasızın kabul ediyorlarmış. Dolayısıyla  her dalgıç,  dalış emniyeti bakımından,  kendi bacağından asılıyor. Kendiniz ve dalış eşiniz dışında sizi  kontrol eden kimse yok.  Olumlu ve olumsuz yönleriyle tartışmaya açık bir sistem.  Neyse, malzemeleri aldıktan sonra arabaya yerleştirip,  hedefimizi San Diego`nun kuzeyindeki La Jola semti olarak belirledik.  Şehrin bu kısmı biraz  Antalya`yı andırıyordu.  La Jola, tek katlı evlerin olduğu şehrin en güzel ve varlıklı semtlerinden biri.   Sahil kayalık.  Deniz,   kıyıya 15-20 metre yüksekliğinde  dik uçurumlarla bağlanıyor.  Koyun  Güneydeki ucunun hemen üstünde, manzaralı yeşil bir park var. Buradan merdivenlerle küçük bir kumsala iniliyor Koyda denize girilebilecek tek nokta. Arabamızı hemen yolun kenarına park edip malzemelerimizi parkın yeşil  çimenlerinin  üzerine indirdik. Ancak endişem devam ediyordu. Bunca insanın içinde burada dalış yapılır mı  diye aklımdan geçti. Sanki bir "bekçi" peydahlanıp, "Hop hemşerim ne işiniz var burada. Basmayın  çimenlere! Ben dalış malış anlamam" diyecek gibi geliyordu.  Bu ruh haliyle, malzemeleri kuşanmadan,  bir park görevlisi  aradım. Sonunda  birini, bulup,   burada dalış yapabilir miyiz? diye sordum.  Görevli keyfinize bakın diyince, artık iyice emin olup, içim rahatlamıştı. Parka yayılıp, çimenlerin üzerinde malzemelerimizi kuşandık. Arabayı kilitleyip, anahtarını BC`min cebine koydum. Sırtımızda tüpler, tam malzeme, yoldan geçen insanların  umursamaz bakışları arasında plaja doğru  yürümeye başladık.  Uzaydan gelmiş yaratıklar gibiydik. Ancak bizim alışık olmadığımız bu manzara, etrafımızdakilere normal geliyordu.

Kelplerle Buluşma 

Planımız,   plajdan 400 metre  açıkta olduğunu tespit ettiğimiz kelp ormanına kadar yüzmek ve dalışa başlamaktı. Fotoğraf çekme görevini kendime,   pusulayı kullanmak görevini Ceyhun`a verdim. Planı başarıyla  uyguladık. 12-15 metre  derinlikte,  bir saati aşkın dalış yaptık. Görüş  yine 5 metre,  su sıcaklığı ise 14 derece idi. Dalış rüya gibi geçti. Gerçekten kendimizi akvaryumda hissettik.  Ceyhun bir ara kendini kaptırıp,  kelpler arasında artistik hareketler yapmaya başladı. Yüzeye çıktığımızda ne yapıyordun diye sorunca. "Abi o kadar güzeldi ki kendimi kelplerin arasında balık gibi  hissetim" diyerek güldü.  Dalışı bitirdiğimizde, soğuktan titriyorduk. Ama aldığımız keyif her şeye değerdi.

Nedir bu Kelpler ?

Akşam yemekteki tek  konumuz  yaptığımız dalıştı. "Yahu şu kelplerden bir fide alsak?  Marmara veya Karadeniz`e götürsek! Acaba  oralarda yetişmez mi" diye  aklımıza geldi. Kelpler okyanusların en büyük  yosunları. Deniz tabanında kayalara tutunup, sarmaşık gibi okyanus yüzeyine kadar uzanıyorlar. Boyları 2 ila 30 metre arasında değişiyor. Dev kelpler  (macrocystis pyrifera) 60 metreye kadar ulaşabiliyor. Bunlar yaz aylarında günde 30 ila 60 cm arasında boy atıyorlar. Koloniler oluşturduklarından,  kelpleri tanımlarken   orman tabiri kullanılıyor. Soğuk suları (4 ila 20 derece arasında) tercih ediyorlar. Büyümeleri fotosenteze bağlı. Temiz, planktonu zengin  ve nispeten berrak suları seviyorlar.   Kelplerin su altında dik bir şekilde durmalarını yapraklarının hemen altında  tohuma benzer hava yastıkları  (pneumatocysts) sağlıyor. Ömürleri türlerine ve okyanus koşullarına göre 1 ila 7 yıl arasında değişiyor. En meşhurları ABD`nin Batı sahillerinde olmakla birlikte,  Batı Avrupa (özellikle İskoçya),  Kuzeydoğu Asya, Güney Afrika, Güney Avustralya ve Yeni Zelanda ve Güney Amerika`nın Batı Sahillerinde de yaşıyorlar.  Kelpler bulundukları ortamda, birçok canlıya  ev sahipliği yaptıklarından, kendilerine özgü bir eko-sistem  yaratıyorlar.

Foklar
  
San Diego`dan sonra Ventura ve Monterey`
de  de aynı sistemle kıyı dalışları yaptık.  Ventura`da,  met-cezir (gel-git) saatlerini dikkate almamanın  cezasını  ödedik. Burada dalarken gel-git yüzünden başlayan akıntı görüş mesafesini bir anda sıfırladı  ve dalışı istemeden sonlandırdık. En güzel  kelp dalışımızı,  Monterey`de "Lover`s Point"  adlı bölgede  foklar eşliğinde  yaptık. Tüm dalışımız boyunca iki liman foku ile kelpler arasında yarım saat oynadık.  Etrafımızda bir iki tur attıktan sonra,   kendilerine zarar vermeyeceğimizi anlayan fokların ilk hareketi    paletlerimize sarılmak ve  dostça ısırmak oldu.   Daha sonra  etrafımızda çılgınca yüzerek, sırtımıza kadar çıktılar.  Dalışımız sanki bitmesini istemediğimiz   bir rüya gibiydi.  Foklarla sualtında karşılaşmayı bekliyorduk, ancak onlarla böyle oynayacağımız aklımızın ucundan bile geçmemişti.   Dalış bitiğinde aldığımız keyif tarifsizdi.

 Türk Havlusu 

Monterey ABD`
nin  en meşhur akvaryumlarından birine ev sahipliği yapıyor. Binlerce insanın her yıl ziyaret ettiği ve aynı zamanda dünya çapında bir araştırma merkezi olan bu  Akvaryumu gezip de,  okyanus dostu  sıkı bir çevreci olmamak mümkün değil.  Akvaryum,  herkese ve özellikle çocuklara deniz ve sualtı dünyasını sevmeyi ve korumayı öğretmek için eşsiz bir eğitim merkezi.  Türkiye`nin de böyle bir Akvaryuma sahip olması ne güzel  olurdu. Akvaryumu gezerken, Türkiye bağlantılı iki şey öğrendik.  Biri "Warty  Comb Jelly" (mnemiopsis sp.) adı verilen bir denizanası türünün 1980`lerin başında, gemilerin balast suyunda  Karadeniz`e girerek, burada çoğalması ve  aşırı düzeyde plankton  tüketerek,  hamsi stoklarının azalmasına  sebep olması.  Karadeniz`deki eko-sistemin bu şekilde bozulmasına, dünyanın diğer ucunda duyarlılık gösterilmesine şahit olmak   gerçekten kayda değerdi. İkinci öğrendiğimiz  şey ise, Monterey`deki  yosun türlerinden birine Türk Havlusu  (chondracanthus exasperatus) denilmesi oldu. Yosunu gösterdiler. Hemen fotoğrafını çektik.  Ancak bu yosuna neden Türk Havlusu dendiğine dair izahat alamadık. Bir Amerikan Şirketi, Türk havlusunu,  okyanustan toplanması yasak olduğu için,  büyük su tanklarında yetiştirerek, 2004 yılında itibaren kozmetik sanayinde kullanmaya başlamış. Vitamin ve mineral bakımından çok zengin olduğundan  özel bir cilt bakımı kreminin hammaddesiymiş.

California dalış maceramız Monterey`de son buldu. Ne yazık ki  fok dalışını   zamanımız kalmadığı için tekrarlayamadık. Ancak  California`da geçirdiğimiz bir hafta, geriye unutulamayacak anılar bıraktı.  Gezi sırasındaki tüm fotoğrafları, yeni aldığım  Olympus PT-027 Housing içinde Olympus C-7070 dijital kamera ile çektim. Harici flaş ve geniş açı lensim yoktu.

Çağatay
Erciyes
California - Kelp Ormanları (Ağustos 2005)
COLORS OF OCEANS - U/W Photography - Travel Notes by  Cagatay Erciyes 
colorsofoceans.org
Main Page
Ana Sayfa
CALIFORNIA  FOTOLARI ICIN TIKLA